Aylin
New member
Özgeçmişin Derinliklerine Yolculuk: İki Farklı Bakış Açısı ve Bir Hikâye
Herkese merhaba,
Bugün sizlerle paylaşıp düşüncelerinizi almak istediğim bir hikâye var. Özgeçmişin, bir insanın kimliğini, başarısını ve yolculuğunu nasıl yansıttığını anlamak bazen zor olabiliyor. Bunu daha iyi anlatabilmek için size bir hikâye anlatacağım. İçinde belki de hepimizin bir parçasını bulabileceğiniz bir hikâye…
Bir Karar Anı: Özgeçmişin İki Yüzü
Eylül sabahı, Serdar, büyük bir şirketin İnsan Kaynakları departmanında yeni bir işe başlamak üzereydi. Şirketin işe alım süreci oldukça zorluydu ve mülakatı geçip son aşamaya gelmişti. Ancak bir şey onu derinden düşündürüyordu: Özgeçmişi. Bu, sadece bir belge değil, onun hayatını, değerlerini ve tecrübelerini anlatan bir yapboz parçasıydı. Ama ne kadar detaya girmeli? Ne kadar kısa olmalı? Çoğu insan gibi, o da bu konuda kafa karışıklığı yaşıyordu.
Serdar, bir sorunun cevabını arıyordu: "Özgeçmiş ne kadar uzun olmalı?"
Serdar, her zaman çözüm odaklı, pratik bir yaklaşım sergileyen biri olarak, özgeçmişini olabildiğince kısa tutmayı düşündü. Çünkü bir özgeçmişin sadece iş deneyimlerini ve önemli başarıları içermesi gerektiğini düşünüyordu. Gereksiz ayrıntılara girmemek, dikkatleri önemli noktalara çekmek en doğru yöntemdi ona göre. Ancak iş dünyasında en çok değer verilen şey, zamanın sınırlı olmasıydı. "Az ve öz, hepsi bu kadar" diye düşündü.
Serdar’ın aklına birkaç hafta önceki sohbeti geldi. O zaman da aynı soruyu sormuştu, ama o gün karşısındaki kişiydi tüm bakış açısını değiştiren. O kişi, Ayşe’ydi.
Ayşe'nin Empatik Bakışı: İnsanı Tanımak ve Derinlikler
Ayşe, bir süre önce Serdar’la aynı şirkette çalışıyordu. Ama onun yaklaşımı çok farklıydı. Ayşe, iş dünyasına çok empatik bir bakış açısıyla yaklaşıyordu. Herkesin özgeçmişine sadece iş tecrübelerini değil, kişisel yolculuklarını ve insan ilişkilerini de dahil etmesi gerektiğine inanıyordu. Ayşe’ye göre, özgeçmiş sadece bir iş geçmişi değil, bir insanın kimliğini oluşturan her bir adımın bir yansımasıydı.
Bir gün Serdar, Ayşe ile öğle yemeğindeyken özgeçmiş konusunu açtı. Ayşe, uzun uzun düşünmeden, "Bence özgeçmişin, seni sadece bir işçi olarak değil, bir insan olarak da tanıtmalı," dedi. "İnsanlar, yalnızca iş geçmişine bakarak seni anlamazlar. İnsan ilişkilerindeki başarını, seninle çalışmış insanların seni nasıl gördüğünü de görmek isterler. Onlar, senin karakterini, güçlü yönlerini, belki zayıf yönlerini görmek ister. Özgeçmiş sadece işin değil, senin de bir parçası olmalı."
Serdar o an, ne kadar farklı bir bakış açısına sahip olduğunu fark etti. Ayşe'nin sözleri, bir tür içsel farkındalık yaratmıştı. Onun söylediği gibi, özgeçmiş, sadece "yapılacaklar listesi" gibi değil, kişinin yolculuğunun izleriyle dolu bir harita gibi olmalıydı. Ama nasıl? Nasıl bir denge kurulmalıydı? Ne kadar detaya inilmeliydi?
İki Bakış Açısının Ortasında: Hangi Yol?
Günler geçtikçe, Serdar’ın kafasında iki düşünce de çarpışmaya başladı. Bir tarafta Ayşe'nin insan odaklı yaklaşımı, diğer tarafta ise kendi çözüm odaklı, stratejik bakış açısı vardı. İşe alım süreçlerinde zamanın ne kadar önemli olduğunu ve kısa ama etkili bir özgeçmişin daha fazla dikkat çekeceğini düşünüyordu. Ama Ayşe'nin yaklaşımı da bir başka doğruydu. Özgeçmiş sadece bir görev listesi olmamalıydı. Kişinin içsel yolculuğuna dair bir şeyler de barındırmalıydı.
Serdar, bir gün sabah ofise gitmeden önce, bilgisayarının başına geçti. Özgeçmişini yazmaya karar verdi. Her şeyin bir denge olduğunu fark etti: İş deneyimlerini sade bir şekilde sunarken, onun ötesinde de insan olarak neler başardığını anlatmalıydı. Kendisini tanıyan birinin, sadece işteki başarısına bakarak değil, onun insan yönünü de anlamalıydı. Çünkü bir iş yerinde başarılı olmak, sadece işin ne kadar iyi yapıldığından değil, aynı zamanda ilişkilerde nasıl bir iz bıraktığından da geçiyordu.
Serdar’ın özgeçmişi, birkaç saat içinde tamamlandı. Ne kısa ne de uzun, fakat içten ve derindi. Birbirinden bağımsız gibi görünen bu iki yaklaşım, bir araya geldiğinde Serdar’ı daha güçlü kılacak bir özgeçmiş ortaya çıkarmıştı.
Birlikte Başarabiliriz: Öneriler ve Yorumlarınızı Bekliyorum!
Hikâyemi burada bitiriyorum, ama düşüncelerinizi, önerilerinizi duymak çok değerli. Özgeçmişin derinliklerine inmek, işin sadece başlıklarını değil, arkasındaki insanı görmek nasıl bir deneyim yaratır? Sizce, bir özgeçmiş ne kadar uzun olmalı? Hangi detaylar önemli? Bu konuda erkeklerin çözüm odaklı, kadınların ise daha ilişkisel yaklaşımını siz nasıl görüyorsunuz? Yorumlarınızı merakla bekliyorum!
Sizlerle bu konuda daha fazla sohbet etmek için sabırsızlanıyorum.
Herkese merhaba,
Bugün sizlerle paylaşıp düşüncelerinizi almak istediğim bir hikâye var. Özgeçmişin, bir insanın kimliğini, başarısını ve yolculuğunu nasıl yansıttığını anlamak bazen zor olabiliyor. Bunu daha iyi anlatabilmek için size bir hikâye anlatacağım. İçinde belki de hepimizin bir parçasını bulabileceğiniz bir hikâye…
Bir Karar Anı: Özgeçmişin İki Yüzü
Eylül sabahı, Serdar, büyük bir şirketin İnsan Kaynakları departmanında yeni bir işe başlamak üzereydi. Şirketin işe alım süreci oldukça zorluydu ve mülakatı geçip son aşamaya gelmişti. Ancak bir şey onu derinden düşündürüyordu: Özgeçmişi. Bu, sadece bir belge değil, onun hayatını, değerlerini ve tecrübelerini anlatan bir yapboz parçasıydı. Ama ne kadar detaya girmeli? Ne kadar kısa olmalı? Çoğu insan gibi, o da bu konuda kafa karışıklığı yaşıyordu.
Serdar, bir sorunun cevabını arıyordu: "Özgeçmiş ne kadar uzun olmalı?"
Serdar, her zaman çözüm odaklı, pratik bir yaklaşım sergileyen biri olarak, özgeçmişini olabildiğince kısa tutmayı düşündü. Çünkü bir özgeçmişin sadece iş deneyimlerini ve önemli başarıları içermesi gerektiğini düşünüyordu. Gereksiz ayrıntılara girmemek, dikkatleri önemli noktalara çekmek en doğru yöntemdi ona göre. Ancak iş dünyasında en çok değer verilen şey, zamanın sınırlı olmasıydı. "Az ve öz, hepsi bu kadar" diye düşündü.
Serdar’ın aklına birkaç hafta önceki sohbeti geldi. O zaman da aynı soruyu sormuştu, ama o gün karşısındaki kişiydi tüm bakış açısını değiştiren. O kişi, Ayşe’ydi.
Ayşe'nin Empatik Bakışı: İnsanı Tanımak ve Derinlikler
Ayşe, bir süre önce Serdar’la aynı şirkette çalışıyordu. Ama onun yaklaşımı çok farklıydı. Ayşe, iş dünyasına çok empatik bir bakış açısıyla yaklaşıyordu. Herkesin özgeçmişine sadece iş tecrübelerini değil, kişisel yolculuklarını ve insan ilişkilerini de dahil etmesi gerektiğine inanıyordu. Ayşe’ye göre, özgeçmiş sadece bir iş geçmişi değil, bir insanın kimliğini oluşturan her bir adımın bir yansımasıydı.
Bir gün Serdar, Ayşe ile öğle yemeğindeyken özgeçmiş konusunu açtı. Ayşe, uzun uzun düşünmeden, "Bence özgeçmişin, seni sadece bir işçi olarak değil, bir insan olarak da tanıtmalı," dedi. "İnsanlar, yalnızca iş geçmişine bakarak seni anlamazlar. İnsan ilişkilerindeki başarını, seninle çalışmış insanların seni nasıl gördüğünü de görmek isterler. Onlar, senin karakterini, güçlü yönlerini, belki zayıf yönlerini görmek ister. Özgeçmiş sadece işin değil, senin de bir parçası olmalı."
Serdar o an, ne kadar farklı bir bakış açısına sahip olduğunu fark etti. Ayşe'nin sözleri, bir tür içsel farkındalık yaratmıştı. Onun söylediği gibi, özgeçmiş, sadece "yapılacaklar listesi" gibi değil, kişinin yolculuğunun izleriyle dolu bir harita gibi olmalıydı. Ama nasıl? Nasıl bir denge kurulmalıydı? Ne kadar detaya inilmeliydi?
İki Bakış Açısının Ortasında: Hangi Yol?
Günler geçtikçe, Serdar’ın kafasında iki düşünce de çarpışmaya başladı. Bir tarafta Ayşe'nin insan odaklı yaklaşımı, diğer tarafta ise kendi çözüm odaklı, stratejik bakış açısı vardı. İşe alım süreçlerinde zamanın ne kadar önemli olduğunu ve kısa ama etkili bir özgeçmişin daha fazla dikkat çekeceğini düşünüyordu. Ama Ayşe'nin yaklaşımı da bir başka doğruydu. Özgeçmiş sadece bir görev listesi olmamalıydı. Kişinin içsel yolculuğuna dair bir şeyler de barındırmalıydı.
Serdar, bir gün sabah ofise gitmeden önce, bilgisayarının başına geçti. Özgeçmişini yazmaya karar verdi. Her şeyin bir denge olduğunu fark etti: İş deneyimlerini sade bir şekilde sunarken, onun ötesinde de insan olarak neler başardığını anlatmalıydı. Kendisini tanıyan birinin, sadece işteki başarısına bakarak değil, onun insan yönünü de anlamalıydı. Çünkü bir iş yerinde başarılı olmak, sadece işin ne kadar iyi yapıldığından değil, aynı zamanda ilişkilerde nasıl bir iz bıraktığından da geçiyordu.
Serdar’ın özgeçmişi, birkaç saat içinde tamamlandı. Ne kısa ne de uzun, fakat içten ve derindi. Birbirinden bağımsız gibi görünen bu iki yaklaşım, bir araya geldiğinde Serdar’ı daha güçlü kılacak bir özgeçmiş ortaya çıkarmıştı.
Birlikte Başarabiliriz: Öneriler ve Yorumlarınızı Bekliyorum!
Hikâyemi burada bitiriyorum, ama düşüncelerinizi, önerilerinizi duymak çok değerli. Özgeçmişin derinliklerine inmek, işin sadece başlıklarını değil, arkasındaki insanı görmek nasıl bir deneyim yaratır? Sizce, bir özgeçmiş ne kadar uzun olmalı? Hangi detaylar önemli? Bu konuda erkeklerin çözüm odaklı, kadınların ise daha ilişkisel yaklaşımını siz nasıl görüyorsunuz? Yorumlarınızı merakla bekliyorum!
Sizlerle bu konuda daha fazla sohbet etmek için sabırsızlanıyorum.